CSU’nun Elleri İmamların Üstünde

Almanya’da Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) önümüzdeki hafta parti kongresini gerçekleştirecek. Kongre öncesi Alman kamuoyunu meşgul eden konular arasında artık kabak tadı veren “imam” tartışması da var.

“İmam”, Almanya’da saygınlığını kaybetmiş bir kelime artık.

CSU’nun “Almanca konuşan imam”, “Almanya’da eğitim görmüş imam” ve “imamlara daha sıkı kontroller” gibi talepleri alt alta sıralanıp okunduğunda insan imamlardan değil de laboratuvar farelerinden bahsedildiği hissine kapılıyor. Üzerinde bazı ilaçların denenebileceği, kafesinden alınıp başka bir kafese konulabilecek birer denek faresi sanki imamlar. Rahatsız edici bu durum uzun süredir Almanya’daki Müslümanların gerçekliği.

Azınlık durumunda olan bir cemaatin din adamlarını “yontulması gereken varlıklar” olarak gören CSU’nun Müslüman din adamlarına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeleri seçmen tavlamak için öne çıkartması daha da mide bulandırıcı bir gerçeğe işaret ediyor: Almanya’da -çoğu medyaya bile yansımayan- cami saldırılarıyla etkin bir şekilde mücadele edilmediği gibi, bir de senelerce cami cemiyetlerine önderlik yapmış yüksek eğitimli Müslüman din adamları seçim kampanyalarında ağızlarından tükürükler saçarak seçmen kazanmaya çalışan siyasilere malzeme oluyorlar.

Haklarında “Camilerde kimler vaaz veriyor bilmemiz gerek” denilen ve “Erdoğan’ın imamları” şeklinde yaftalanarak ideolojik bir kumanda tarafından yönlendirilen akılsız mahluklar olarak görülen imamlar ise sessizler. Bir meslek grubu olarak örgütlenebilmiş değiller. Kendilerine yönelik ithamları kınayacak bir platformları yok. Kendilerine doğrultulan ön yargılı, şüpheyle dolu ve saygısız ifadeleri sahiplerine iade ederek siyasileri daha sorumlu bir dile davet edebilecekleri organizasyonel bir imkânları yok. Hadi onlar “misafir imam” statüsünde birkaç seneliğine Müslüman cemaate hizmet için geldikleri ülkelerdeki tartışmalara mümkün mertebe bulaşmamayı tercih ediyor olsunlar. Bu tartışmada imamlara söz hakkı tanınmadığı gibi gıyaplarında onları müdafaa eden kimse de yok. Almanya’daki Türkiye kökenli Müslüman cemaat en son Türkiye’deki darbe girişiminde kitlesel bir seferberlik göstermesinin ardından bu tarz konularda her zamanki sessizliğini koruyor. Whatsapp gruplarında imamlara yönelik sözlü saldırıları kınamak için basın açıklaması taslakları dolaşmıyor, insanlar birbirlerini protesto gösterilerine çağırmıyorlar ve kimse bu akıl tutulmasını istikrarla sürdüren siyasetçileri izana davet etmiyor.

Durum böyle olunca da siyasiler sapladıkları bıçağın herhalde acıtmadığını düşünüp biraz daha derinleştiriyorlar yarayı; tepki gelmezse bıçağı içeride şöyle bir çeviriyorlar, yine tepki gelmezse biraz kanırtıyorlar. Bu kadar darbenin ardından saldırdıkları varlığın herhalde zaten ölü olduğunu düşünüp söz konusu şeyin cansız bir çuval yığını, bir ceset olduğu zannıyla saldırgan söylemlerini daha rahat saçıyorlar etrafa. Ve evet, mevcut duruma bakıldığında Müslüman cemaatin, kendisine yönelik tüm saldırıları öbür yanağını çevirecek denli munis bir şekilde karşıladığı düşünülürse Almanya’daki Türkiye kökenli Müslüman cemaatin üzerinde bir ölü toprağı olduğu çok açık.

Tam da bu yüzden CSU’ya, “Ellerini imamlarımızın üzerinden çek!” dedikten hemen sonra şöyle çığlık atmamız gerekiyor: “Müslüman cemaat, imamlarına, camilerine, buradaki mevcudiyetine, yani her şeyden önce kendine sahip çık!”