Mustafa Yeneroğlu, Troller ve AK Parti’nin Geleceği

Bilmiyorum farkında mısınız ama, AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Türkiye’deki güncel gelişmelerle ilgili hukuk ilkelerine bağlı, akl-ı selim ve vicdanlı pozisyonlar ürettiği için son aylarda sosyal medyada ve televizyonlarda iğrenç saldırılara maruz kalıyor.

En son 23 Temmuz 2017’de, Twitter’da şöyle yazdı Mustafa Yeneroğlu:

Bu sözleriyle, Mescid-i Aksa’daki işgali nedeniyle İsrail’e tepki gösterenlerin, Türk Yahudilerin mabetlerine saldırmalarını haklı olarak kınıyor ve toplumu çok doğru bir şeye, “itidal”e davet ediyordu.

Yeneroğlu’nun bu paylaşımının altındaki yorumlar ise korkutucuydu:

Aynı kişinin bir diğer yorumu ise açık bir şekilde doğrudan hakaret içeriyordu:

Yine aynı kullanıcı, üstünde “önce/sonra” yazan bir fotoğraf paylaşarak şöyle yazıyordu:

“Bak sıradan vekil bozuntusu sen vekilsin Biz milletin taaa kendisiyiz Haddini bil öncen sonran böyle olmasın”

Bu kullanıcının işaret ettiği, benim “vahşice” olduğu için buraya alıntılamadığım fotoğrafın “öncesi”nde Türk bayrağına ayaklarıyla basan bir genç, “sonrası”nda ise yerde boğazına sıkılan kurşunla kanlar içinde yatan bir ceset vardı. Twitter profilinde “AK GENÇLİK / AK SEVDA / TÜGVA İSTANBUL / ÖĞRENCİ / REİS BAŞKAN” yazan bu “AK” genç, “Sonun böyle olmasın.” yazıyordu. Bir milletvekiline. Türk halkının seçtiği bir devlet adamına. Twitter’da. Herkese açık bir şekilde. Profil fotoğrafından en fazla 18 yaşında olduğu anlaşılan bu “AK” genç, hukuki süreçten ve suç duyurusu sonucunda alacağı cezadan korkmadan, bir milletvekilini tehdit edebilecek cesareti kendisinde görebiliyordu. Şimdi bu insanın, bir de bir milletvekiline değil de, Türkiye’de yaşayıp hukuki yollara başvuracak ne cesareti ne de enerjisi olmayan sıradan insanlara “gerçek hayatta” neler yapabileceğini düşünün. Bu ipini koparmış ölçüsüz nefretin nerelere varabileceğini düşünün. Meselenin vahametini anlayabiliyor musunuz?

Bu genç, sadece ufak bir örnek. Bir milletvekiline açıktan yapılabilen diğer yorumlara bakalım. Profil resminden başörtülü olduğu anlaşılan ve Twitter’da profiline “Tek Bayrak Tek Millet Tek Vatan gönül kırma vakit dar , görelim MEVLAM neyler neylerse güzel eyler. BAŞKANIM ERDOĞAN ‪#EVET” yazan bir kadın ise şunları yazıyor, yine hiç korkmadan, çekinmeden:

Bu kullanıcının Twitter hesabında en üstteki paylaşım ise tamamen farklı bir dünyaya işaret ediyordu. Belli ki Hz. Peygamber’i çocuklara tanıtmak için “çaba sarf eden” bu kullanıcının, O’nu tanımak konusunda ciddi bir problemi vardı.

Bu nefret hesaplarının birçoğunda ortak nokta aynı: Ağza alınmayacak küfürler, tehditler bir yanda, profili biraz aşağı kaydırdınız mı sanki biraz önce analı bacılı düz giden, o sinli kaflı küfürleri eden onlar değilmiş gibi bir anda Cuma tebrikleri, bol “Allah’lı”, “vatanlı” dualar, Hz. Peygamber’den bahis, sonra i..ne’ler, o…ç’lar, senin de sıran gelecek’ler, sonra biraz salavat, Kur’an-ı Kerim, sonra tehditler, hakaretler, küfürler ve hemen ardından hadis-i şerifler… Oturup ağlar mısınız, bu tiplerin bizim kendisine atıfta bulunmaktan şeref duyduğumuz “medeniyet”imizin neresine denk düştüğünü mü sorgularsınız bilemem. Ama ben artık bu iğrençliği ignore edemiyorum. Bugün bir milletvekiline, yargıyı bir kenara bırakalım, Allah’tan korkmadan, inandığı değerlerle çeliştiğinin farkına bile varmadan küfür, hakaret ve tehdit savuranlar, “bu ülke”yi yaşanmaz hâle getirenlerin ta kendileri. Bunları besleyenler de, destekleyenler de, görmezden gelenler de, hatta –inanması zor ama- alkış tutanlar da kendisiyle mücadele etmemiz gereken problemin bizzat kendisi.

AK Parti Kendisini Trollerin Belirleyiciliğine Bırakacak Mı?

Mustafa Yeneroğlu’nu tanıyan herkes, onun senelerdir Avrupa’daki Müslüman azınlıkların meselelerine duyduğu hassasiyeti, ama bunun da ötesinde ezilenlere dair taşıdığı sorumluluk duygusunu bilir. Yine Yeneroğlu’nu tanıyan herkes, onun çok katı bir şekilde ilkelerine bağlı olduğunu, insanlara etnik, dinî ya da siyasi mensubiyetleri üzerinden kin gütmediğini, her şeyden önce “fikir namusu”na ne kadar önem verdiğini de çok iyi bilirler.

Yeneroğlu’nun hak ihlallerine sadece “kendisine, kendi grubuna” yöneltildiğinde değil, “öteki”ne yöneltildiğinde de karşı çıktığını, yukarıda örneğini verdiğim tepkilerden de anlayabiliyoruz. Bu tarz çapsız küfürlerin onu ilkelerinden döndüremediği de belli.

AK Parti içerisindeki samimi ve ilkeli insanlar ise bu taarruzlara ve toplumda giderek artan nefret söylemine karşı sessizler. Öyle görünüyor ki daha ergenliğe yeni adım atmış trollerin çirkin ithamları, birçoğunda “Aman bu topa hiç girmeyelim de çamur üstümüze sıçramasın” tedirginliği oluşturmuş. Oysa partinin, toplumdaki yozlaşmaya, ülkede yalnızca AK Partililer, muhafazakarlar, dindarlar, Sünniler yaşıyormuşçasına hoyrat bir ayrıştırıcılık güdülmesine karşı çıkması; partinin varoluşunu  idame ettirebilmesi için de oldukça merkezi. Türkiye’de birileri, Türkiye toplumunun tamamı için eşitlikleri, özgürlükleri ve insan haklarını merkeze koyan güçlü bir demokratik söylemi benimseyecekse, bunun bizzat AK Partililer tarafından yapılması gerekiyor. Bunu yapmak için de sosyal medyada isimlerinin önüne “AK” eki alarak ağzından köpük saçan ve nefret suçu işleyen çapsızlara verilen sessiz desteğin sona ermesi gerekiyor. Bu ülkede sosyal medyada başına bir şey gelmeden hakaret suçu işleyebileceğine inananlara hukuken ciddi bir ders verilmesi şart, yoksa bu hırçın girdap herkesi yutacak.

Bu trollere hepimiz her yerde rastlıyoruz. Kendisi gibi düşünmeyen, hayata kendi durduğu yerden bakmayan herkesi tehdit eden, herkesi “vatan haini”, “satılmış”, “Ermeni”, “Yahudi”, “ajan”, “Amerikan köpeği” ilan eden insanlar bunlar. Irkçılar. Nefret dolular. Şiddete meyilli oldukları kullandıkları dilden belli ve bu sorunlu bakışı “vatanseverlik”le meşrulaştırdıklarını zannediyorlar. Karmaşık sorunlara basit çözümler üretiyorlar, popülistler. Hukuka saygıları yok. Suçu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğu ilkesini reddediyorlar. Suçun şahsiliği ilkesine inanmıyorlar. Filistin’de yaşananların ardından İstanbul’daki sinagoglara saldırmaları gerektiğini ya da Türkiye’ye gelen bütün Alman vatandaşlarının “ajan” olduğunu düşünüyorlar. Kafaları komplo teorilerinden başka hiçbir hakikati alamayacak kadar nefret dolu. Bu kafa bilim, sanat, edebiyat üretemeyeceği gibi, dini de yukarıda tam da örneğini verdiğim hâliyle şizofrenik bir şekilde, kendi küfürlerine bir sos olarak yaşıyorlar. Bu troller Türkiye’yi ileriye taşıyacak hiçbir hareketin parçası olamayacakları gibi, bilakis her türlü olumlu çabayı katledecek pozisyonların hamili olabilirler. Bu nedenle de Türkiye için çok ciddi bir tehdit teşkil ediyorlar. Türkiye’de yaşayan farklılıkları, yok edilmesi gereken şeyler olarak gören, gözünü nefret bürümüş bu insanlar tam da bu nedenlerle sistem için en büyük tehlikeyi teşkil ediyorlar.

AK Parti kendisini geleceğe taşıyacak siyaseti ortaya koyarken bir “esas alma” sorununa sahip artık. Tabandan en tepeye kadar AK Partililer siyasi iletişimlerinde kimi esas alacaklar? İlkesiz, hukuksuz, nefret dolu, farklılıklara tahammülü olmayan, güce tapan karaktersiz trolleri mi? Yoksa doğru bildikleri konusunda tek hesabı hukukun ilkeleri ve evrensel değerler olan Mustafa Yeneroğlu gibileri mi? Parti için esas dönüm noktası da, senelerdir AK Parti’yi trollerin çapsızlığına karşı uyaran insanları dinleyip dinlememesiyle şekillenecek.

Mustafa Yeneroğlu’nu tanıyanlar, onun bu saldırılara karşı, “Biz işimize bakalım, iş üretelim, yolumuz uzun.” diyeceğini çok iyi biliyor. Ama yine de Yeneroğlu’na yönelik linçi görüp, rahatsız olmasına rağmen sessizliğiyle trolleri besleyen herkesin kendisine şu soruyu sorması lazım: “Bu ülkenin vicdanlı, çalışkan, ülkesi için dert edinip plan-proje üreten, gününü ona buna saldırmakla değil, vatanındaki sorunları nasıl çözebileceğiyle ilgili strateji üretmekle geçiren insanlarını, bu taarruzlardan nasıl koruyabiliriz?”

Milletin seçtiği vekile hakaret etmekten geri durmayan çapsız trollere bugün ses çıkarmayanlar, yarın ülkeyi yerle bir etme potansiyeline sahip bu iğrenç dili pasif bir şekilde desteklediklerini unutmamalı. Bu dile karşı çıkmak için, sessiz iyilerin artık seslerini çıkartmaları gerekiyor.