Ofsayt İslam

Ön bilgi: Almanya’da mültecilere yönelik Arapça programlarıyla bilinen Gazeteci Constantin Schreiber, Berlin, Hamburg, Leipzig, Magdeburg, Karlsruhe ve Potsdam’da bulunan 13 farklı camide Cuma hutbelerini dinleyerek “Inside Islam” isimli bir kitap kaleme aldı. Schreiber Almanya’daki camilerde duyduklarının, “çok muhafazakâr” ve “entegrasyona hizmet etmeyen” şeyler olduğunu söyledi. Oysa Schreiber’e göre “problemli” olan birçok husus, her dinin tabii olarak sahip olduğu -iffet, dini hakikat olarak görmek, Tanrı’nın kural koyucu olduğunun kabulü- gibi dinî normlar bağlamında dile getirilen şeyler.

Constantin Schreiber’in “Inside Islam” isimli kitabı, Alman kamuoyuna bomba gibi düştü. Çünkü içinde “İslam” geçen bir şeyin kamuoyuna bomba gibi düşmesi beklenir. Schreiber, Almanya’daki 2750 camiden 13’üne girmeyi başarabilmiş ve bu paralel evrende neler döndüğünü okuyucularla paylaşmıştı.

Böyle okuyunca insan, Schreiber sanki özel kıyafetler kuşanıp yüksek radyasyonlu Fukuşima nükleer santraline girmiş ya da camilere girebilmek için 3 ay önceden ikametgah ilmuhaberi ile kayıt yaptırmak gerekiyormuş gibi hissetmiyor değil. Oysa işin rengi öyle mi? Almanya’daki camiler, kafası ülkedeki Müslümanlara bir anda bozuluveren bir saldırganın bile çok rahat bir şekilde girip, namaz kılınan yerde Kur’an yakıp, sonra kimseye yakalanmadan çıkabildiği yerler. Hatta üzerinize afiyet hiçbir cami, 15 kişinin ellerinde tuttukları 8 metrelik bir ağaç kütüğüyle 20 metre gerilip hızla kırmaya kalkışabileceği türden kale kapılarına sahip değil.

Biz yine de Cahit Zarifoğlu’nun deyimiyle, “bunları elbette çabucak geçelim” ve başka bir yere gelelim:

Size hiç de benzemeyen üst komşunuza binaya taşınırken çıkarttığı gürültü ve yaptığı kirlilik nedeniyle bir kere sinir olmuşsanız, bu duygunuzu besleyecek birçok kanıta çok kısa bir sürede ulaşabilirsiniz. Çünkü garip ama insanlar evlerinde gezerken hâlâ uçamıyorlar ve bazıları tabanı kauçuk terlikler giyebiliyor. Dolayısıyla üst komşunuzun yürürken çıkarttığı tak tak sesleri, astığı uzun çarşafın sizin pencerenizin güneşini kapatması ya da hafta sonu ona gelen misafirlerin merdivenlerden inerken sesli gülüşmeleri, siz sadece bunlara odaklandığınız sürece, “bukadarınadapesartık” isimli kumbaranızda birikir. Eğer –eğitimsizliğiniz, çekilmezliğiniz ya da sadece gıcıklığınız nedeniyle- komşunuzla barış içerisinde yaşamak gibi yüce bir ideale tutunamıyorsanız, müsamaha sizin için gereksiz ve yorucu bir şey oluverir. Komşunuzun size güler yüzle “günaydın” deyişini, siz geçerken kapıyı açışını görmez, kumbaranıza sadece sinirinizi artıracak anekdotlar atarsınız.

Çok banal ve genel bir şekilde söyleyecek olursak Almanya’daki Müslümanların, “çoğunluk toplumunun bazı mensupları” tarafından sevilmeyen bu üst komşu olarak görüldüğü açık. Bu “bazı Almanlar”dan oy almak isteyen bazı partiler onları “endişeli vatandaşlar” olarak görse de biz onları kısaca “ırkçılar” olarak tanımlayabiliriz. Bunlar, üst komşularının bütün rahatsız edici özelliklerinin farklı bir ülkeden gelmeleri, farklı bir dine ait olmaları, farklı bir dil konuşmaları ile alakası olduğuna inanırlar. Üst komşularıyla aynı sahneyi paylaştıkları her an, onlar için “bukadarınadapesartık” kumbaralarını doldurabilecek sıkıntılar aradıkları anlardır. Ben buna “odaklanmanın gücü” diyorum.

Almanya’da “Inside Islam” ve diğer birçok araştırmacı gazetecilik ürünü, kendisine sürpriz doğum günü partisi yapılacağını bilmesine rağmen, “Sürpriiiiz” diye bağrıldığında ustaca şaşkın numarası yapan adamın hâline benziyor. Zaten öyle olduğunu zannettiği ve zaten hep o yönde iz aradığı yerlerden zaten beklediği sonuçlar çıkmasına şaşıran bir proje Inside Islam. Daha ilginci, bunun gibi “Müslümanların tüm ipliklerini pazara çıkarıyoruz” altbaşlıklı çalışmaların, “endişeli vatandaşlar”a, “Beynimde onca yıldır taşıdığım yükün acı gerçekler olduğunu biliyordum” aydınlanmasını yaşatması.

Oysa bence mesele basit: “Odaklanmanın gücü”, insana duymak istediği şeyi işittiriyor ve görmek istediği şeyi gösteriyor. Camilerde muhafazakâr sesler mi duymak istiyorsunuz? Demokrasi düşmanı cümleler mi arıyorsunuz? Kadın düşmanı temayüller mi bekliyorsunuz? Hepsini kesinlikle bulacağınızdan adım gibi eminim. Bunların hepsini; aynı odaklanma gücüyle kiliselerde, sinagoglarda, sendikalarda ya da spor kulüplerinde aradığınızda oralarda da bulabilirsiniz. Bulmak istediğiniz şey, karşınıza o ya da bu şekilde çıkacaktır, yeter ki aklınızda alt üst edilmeye açık olmayan, sadece teyit bekleyen sorular olsun. Olur da duymak istediğinizi duyamazsanız, söylenen cümleleri bağlamından kopararak ya da söylenenleri Almancaya tercüme ederken oluşan esneklikten faydalanarak, en son ihtimal de tercümeyi yanlış yaparak –bkz. Schreiber- istediğiniz sonuca ulaşabilirsiniz.

Bütün bu söylediklerimle, camilerimizde neşet eden sorunlu söylemleri görmezden gelmek gerektiğini, hepsinin “ırkçıların odaklanma sorunuyla ilgili olduğu” kastetmiyorum. Ben sadece bu “odaklanma gücü”nün, kötüyü “genel durum” hâline getirmesini, birçok Müslüman’ın zaten “anaakım İslam”la bağdaştıramayacağı marjinal söylemlerin “bütün”e atfedilmesini, hatta bunun üzerinde bir de siyasi ajandaların şekillenmesini zehirleyici ve tehlikeli buluyorum.

Almanya’nın siyasi ve medya mecrasında, görüş sahasına Müslüman futbolcu girdiğinde elindeki ofsayt bayrağını havaya kaldıran yardımcı hakemler var. “Odaklanmanın gücü” ile kafasındaki ön yargıları teyit etmek isteyen birçok kişi, “İslam”ı, mensuplarını otomatikman ofsayta düşüren bir unsur olarak görüyor. Hepsi bu.